in ,

KPSS/Türkçe Paragraf Denemesi-6

  • Soru

    Eleştiriye konu olan sanat eserinin kim tarafından, hangi zaman ve çevrede, hangi şartlar altında yazıldığı dikkate alınır; eserin yerli ve yabancı benzerleriyle karşılaştırması yapılır. Eleştirilen bir sanat eseri konusu, dili, üslubu, tekniği, kahramanları, gözlem ve betimlemeleri bakımından değerlendirilir. Eleştirilen eserin sanatçısının orijinal görüş ve duyuşları saptanır. Eserin sanat dünyasına ne gibi bir katkı yaptığı ortaya konur. Bir sanatçı eleştiriliyorsa onun hataları, orijinal yanları belirtilir, sanatını geliştirmesi adına yapması gerekenler açıklanır. Eleştiriye konu olan eser, yalın bir dille tanıtılır. Eleştirmen, eserin gerçek değerini, güçlü ve zayıf yönlerini, özünü ve önemini belirtir; yeni eserler için sanatçılara kılavuzluk eder. Bir şiirin eleştirisini yapan kişi şair olmayabilir ama bu türün bütün özelliklerini çok iyi bilmeli, başka örneklerle karşılaştırarak şiirin gerçek değerini taraf tutmadan belirleyebilmelidir.
    Bu parçadan yola çıkarak eleştiri ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • Eleştiri tarafsız bir şekilde yapılmalıdır.
    • Eleştirmen eleştirdiği türün özelliklerine hâkim olmalıdır.
    • Eleştirmen sanatçıya yol gösterici olmalıdır.
    • Eleştirmen, orijinal ifade ve anlatımlarla eser hakkında fikir beyan etmelidir.
    • Eser, iyi kötü tüm yönleriyle ele alınmalıdır.
  • Soru

    Anlatım yalın ve yoğundur, nesnel bir nitelik taşır. Öne sürülen düşünce ve tez kanıtlanır. Söz oyunlarına başvurulmaz, süslü anlatımdan uzak durulur. Her konuda makale yazılabilir. Gazete ve dergilerde yayımlanır. Genellikle makale yazıları kısa ve özlü olur.
    Bu parçaya göre makale ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • Sade ve yoğun bir anlatım tercih edilir.
    • Uzman kişiler tarafından kaleme alınır.
    • Gazete ve dergide yayımlanır.
    • Öne sürülen fikir kanıtlanır.
    • Nesnel bakış açısıyla yazılır.
  • Soru

    Fıkra, yaşamsal olaylardan hareketle anlatılan, anlatılanlardan bir ders çıkarılmasını amaçlayan, nükte, hiciv, mizah unsurlarını barındıran kısa, sözlü ürünlerdir. Mizah sanatının en temel unsurlarından fıkralar, çok eskiden beri var olan, edebi metinlere örnek teşkil eden metinlerdir. Türkiye özelinde fıkra, çoğu zaman şahıs, yöre, topluluk ile özdeşleştirilir, ve bu unsurlara ait güldürücü öğeleri hatırlatışı ile güç kazanır. Nasreddin Hoca fıkraları, Karadeniz fıkraları, Bektaşi fıkraları bunlara örnektir. Köşe yazısı olarak bilinen fıkralarda ise genelde siyasal ve toplumsal olaylar ele alınırken belgelere, kanıtlara, aşırı ayrıntıya yer verilmez iddialı ve ispatlayıcı yönü ağırlıklı değildir. Gazete ve dergilerde yayımlanan günlük, siyasal, toplumsal sorunları ele alan yazılardır. Makaleler gibi iddialı ve ispatlayıcı yönü ağırlıklı değildir. Fıkra yazarı, geniş kitlelere seslendiği için dili kolay anlaşılır bir dil olmalıdır. Her konuda fıkra yazılabilir.
    Bu parçaya göre fıkra ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • Belgelere, kanıtlara ve ayrıntılara yer verilmez
    • Konu sınırlaması yoktur.
    • Mizah, fıkranın temel unsurlarındandır.
    • Açık, sade ve akıcı bir dil kullanılmalıdır.
    • Fıkralar, belli bir bölge, yöre, veya toplumla bağdaştırılamaz.
  • Soru

    Şiirin asıl özelliği duyulmaktır. Şiirin dili “musiki” ile “söz” arasında, sözden ziyade musikiye yakındır. Şiirdeki bu dil “bir açıklama vasıtası olmaktan çok bir telkin aracı”dır. Şiirde musiki anlamdan önce gelir. Sözcükler şiire anlam değerinden çok musiki değerine göre girer. Şiirin anlam bakımından açık olması önemli değildir. Şiirin doğduğu yer şuuraltıdır. Şiir düz yazıya çevrilemeyen bir nazımdır. Şiir bir hikâye değil, sessiz bir şarkıdır. Şiirde anlam aramak, eti için bülbülü öldürmek gibidir. En güzel şiirler anlamlarını okuyucunun ruhundan alan şiirlerdir. Şiirde önemli olan anlam değil, söyleyiş özellikleridir.” diyordu Ahmet Haşim.
    Şiir hakkındaki düşünceleri bu şekilde verilen bir sanatçıdan aşağıdakilerden hangisi beklenemez?

    • Manayı ahengin önüne koyması
    • Şiirde şekil mükemmelliğini önemsemesi
    • Şiiri öyküden çok şarkıya benzetmesi
    • Şiiri bir açıklama vasıtası olarak görmemesi
    • Şiirin kaynağını bilinçaltı olarak görmesi
  • Soru

    Öykü ya da hikâye, gerçek ya da gerçeğe yakın bir olayı aktaran kısa, düz yazı şeklindeki anlatıdır. Kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması, genellikle önemli bir olay ya da sahne aracılığıyla tek ve yoğun bir etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesiyle roman ve diğer anlatı türlerinden ayrılır. Öyküde, olayın geçtiği yer sınırlı, anlatım özlü ve yoğundur. Karakterler belli bir olay içinde gösterilir. Bu karakterlerin de çoğu zaman sadece belli özellikleri yansıtılır. Konu tümüyle düş ürünü olabilir, ya da son derece gerçekçidir. Genellikle ironik bir rastlantı yoluyla oluşturulan özel bir an üzerindeki yoğunlaşma sürpriz sonlara olanak verir. Rusya’da Gogol, Dostoyevski, Turgenyev ve Çehov’un öyküleri, öykü türünün edebi türler arasında sağlam bir yere oturmasına büyük katkı sağlamıştır. Bilinen ilk öykü örneği ise İtalyan yazar Giovanni Boccaccio’nun “Decameron “adlı eseridir.
    Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?

    • Betimleme – Tanımlama
    • Kişileştirme – Örneklendirme
    • Açıklama – Karşılaştırma
    • Tanımlama – Tanık gösterme
    • Öyküleme – Açıklama
  • Soru

    Yaşanmış veya yaşanma olasılığı bulunan olayları mekan ve zamana bağlayarak anlatan yazı türüdür. Öykülerden daha oylumlu olan bu yazı türünde insan yaşamı genişliğine ve derinliğine işlenir. Boyutları elverişli olduğu için, olaylar ayrıntısıyla işlenebilir; kişilikler çevre ve doğa ilişkileri de göz önüne alınarak kapsamlı olarak çizilebilir. Romanda bir ana olay ile ana olaya bağlı olaylar dizisi vardır. Olaylar zincirleme gelişir, belli olaylar çeşitli zaman dilimlerinde geçer ve değişik mekanlarda ortaya çıkar. Roman kişileri çok ayrıntılı biçimde tasvir edilir; ruh çözümlemelerine romanda daha geniş yer verilir. Bazı romanlarda hayvanların da romanın konusu olduğu, romanın ana kahramanlarıyla birlikte romanda yer aldığı bilinmektedir. Sözgelimi Amerikalı yazar Herman Melville’in ünlü Moby Dick romanında beyaz bir balinanın serüveni anlatılır.
    Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine yer verilmemiştir?

    • Karşılaştırma
    • Tanımlama
    • Örneklendirme
    • Açıklama
    • Öyküleme
  • Soru

    Herkes ligimizin eskisi kadar tadı yok, diye tutturmuş. Yoksa yok, ne olmuş yani, bugün yok; yarın olur. Herkes ligimiz gün geçtikçe marka değerini kaybedecek diyor. Bense bunları aklımdan bile geçirmem. Çok iyi yöneticiler gelecek; çok iyi futbolcular, teknik adamlar yetişecek, Türk futbolu hak ettiği değeri görecek, buna inanıyorum.
    Böyle diyen bir kişi aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilebilir?

    • İyimser
    • Ön yargılı
    • Düşünceli
    • Hoşgörülü
    • Kötümser
  • Soru

    8. ve 9. sorular aşağıdaki parçaya göre çözülecektir.


    Hikâyeler, kısa olmak zorunda olduğu için konunun anlatılış tarzı büyük önem taşır. Hikâyenin anlatıcısı, birinci tekil ya da üçüncü tekil kişi olabilir. Her iki yöntemin de bazı avantaj ve dezavantajları mevcuttur. Birinci tekil kişinin ağzından anlatılan hikâyeler, duyguların okuyucuya yansıtılması açısından avantajlıysa da olayları tek kişinin bakış açısından aktaracağından kimi zaman elverişsiz olacaktır. Bununla birlikte üçüncü tekil kişinin ağzından anlatılan hikâyeler de olayın bütününün okuyucuya yansıtılması, okuyanı hikâyede ele alınan anlatılmakta olan olayın içine çekmesi bakımından daha avantajlıdır. Hikâye yazarken dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise, hikâyede geçen olayların okuyucunun gözünde canlandırılabilmesidir. Okuyucu hikâyeyi okurken, kendini film seyreder gibi hissedebilmelidir. Bu, özellikle görselliğin ön plana çıktığı günümüzde daha da büyük öneme sahiptir. Hikâyenin dili de oldukça önemlidir. Okuyucuyu sıkmamak için uzun cümlelerden kaçınılmalı, uzun tasvirler yerine aynı etki, vurucu birkaç kelime ile sağlanmalıdır. Hikâye kahramanlarını konuştururken, çok fazla ‘öyle dedi’, ‘böyle dedi’ demekten kaçınılmalıdır.


    Bu parçada aşağıdaki sorulardan hangisinin karşılığı yoktur?

    • Öykünün kimin ağzından anlatıldığı önem arz eder mi?
    • Hikâyenin dili nasıl olmalıdır?
    • Hikâyeyi romandan ayıran özellikler nelerdir?
    • Hikâyede anlatılanların zihinde canlandırılabilmesi önemli midir?
    • Öyküde yer alan diyaloglarda hangi özellikler dikkate alınmalıdır?
  • Soru

    Bu parçada yazar özellikle aşağıdakilerden hangisi üzerinde durmuştur?

    • Okuyucunun öyküyü kafasında canlandırabilmesinin önemi
    • Hikâye yazarken gerçeklikten uzaklaşmamak gerektiği
    • Hikâyede kullanılacak dil anlatım ve üslubun iyi belirlenmesinin önemi
    • Anlatıcı seçiminin doğru yapılmasının öyküye katkısı
    • Öyküyü görsel malzemeler kullanarak oluşturmanın önemi
  • Soru

    Çağdaşları arasında en büyük şairdi Atilla İlhan kendi alanında bir virtüözdü. Ama artık yok! Şiirlerindeki serbestlik, rahatlık ve ne olursa olsun doğruluk… Çoğu şiirde göremeyeceğimiz bir üslup… Lise sıralarına yazılan iki satırı, şiir diye okuyan toplumumuzda bu ne büyük acıdır (!) Allah’ın rahmeti üzerine olsun…
    Yukarıdaki parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

    • Atilla İlhan, Türk edebiyatının en büyük şairidir.
    • Doğruluktan yana olan bir şairdi.
    • Toplumuzda şairin değeri bilinmemiştir.
    • Kendi alanında önde gelen şairler arasındadır.
    • Üslubu birçok şairden farklıdır.
  • Soru

    1906 yılında Beyaz Diş yayımlandığında Jack London artık ünlü bir yazar olma yolunda önemli adımlar atmış, sadece Amerika ‘da değil, dünyanın başka ülkelerinde de popülerleşmeye başlamıştı. Beyaz Diş, Kuzey’in acımasız vahşi dünyasında hayatta kalma mücadelesini anlatan en büyüleyici romanlardan biridir. Yazar bize, amansız bir doğal ve sosyal çevrede, insan ve hayvanın yaşama mücadelesini etkileyici bir gerçeklikle sunar. Romanda naturalizmin etkisiyle gerçekliğin yüzeye yansıyan görünümünü olanca ayrıntısıyla anlatırken aynı zamanda yazar bizi doğanın, kurtların ‘’yüreğine‘’ götürür. Beyaz Diş’in dünyasına dıştan bakan ve onu dürtüler ve doğal tepkiler yumağı olarak gören bir anlatıcı değil de hayvanın iç dünyasından dışa bakan bir tür ‘’iç ses’’ vardır karşımızda.
    Parçada Beyaz Diş’le ilgili olarak aşağıdakilerden hangisinden söz edilmemiştir?

    • İçeriğinin ne olduğundan
    • Yazarına kazandırdığı ünden
    • Hangi akımın etkisiyle oluşturulduğundan
    • Etkileyici romanlardan biri olduğundan
    • Yazarının kahramanlara bakış ve onları anlatış biçiminden
  • Soru

    Öyle zamanlardan geçip geldik ki bir mahallenin, semtin politik eğilimini, heyecanını duvar yazılarından anlayabiliyorduk eskiden. Duvar edebiyatı, ülkenin geçmişinde belirleyici bir göstergeydi. Duvarların dili olsa kim bilir neler fısıldar bize? Şimdilerdeyse tüketim hırsının körüklediği, tüketim ahlakının pespayeleştiği reklam afişleri kaldırılsa onların altında, o duvarlarda semtin, mahallenin mücadele sürecinin geçmişi okunur. O duvarlar boyanın, terin, inancın ve cesaretin iç içe geçtiği sözcükleri adeta içine çekmiştir.
    Böyle düşünen biri, aşağıdakilerden hangisini söylerse düşünceleriyle çelişmiş olur?

    • Duvar yazılarını ortadan kaldırırsanız o yörenin geçmişini de silersiniz.
    • Duvar yazıları bir bölgenin geçmişini ve değerlerini yansıtan en iyi aynadır.
    • Duvar yazıları, orada yaşayan insanların sadece ütopyasını yansıtır.
    • Duvar yazılarının yerini,tüketimi körükleyen afişlerin alması kabul edilemez.
    • Duvar yazılarında emek, özveri, inanç ve heyecanın dışavurumu saklıdır.
  • Soru

    Denemeden söz edildiğinde, edebiyat okumanın tadına henüz varamamış bir çocuğun ya da gencin aklına Montaigne’den başka bir isim muhtemelen gelmeyecektir. 100 Temel Eser; ideolojili, kitlesinden habersiz, miyop bir anlayışla, sözde önerilere nesne olmuş diğer birçok eserde olduğu gibi, denemenin de derhal uzak durulması gereken, muhtemelen sıkıcı, yazmaya zorlandığı kompozisyonların ‘’öğretmence onaylı’’ hallerinden ibaret olduğunu düşündürecektir okura. Oysa denemelerin çeşitlilik ve renk açısından, kurmaca eserlerden hiç de geri kalır yanı olmadığı ortada.
    Bu parçada aşağıdakilerden hangisinden yakınılmaktadır?

    • Öğrencilere kompozisyon yazdırmanın denemeye karşı ön yargı oluşturmasından
    • 100 Temel Eser içerisinde deneme türünde eser yer almayışından
    • Deneme yazarlarının niteliksiz ve sıkıcı eserler meydana getirmesinden
    • Diğer edebi metinlerden aşağı kalır yanı olmayan denemenin yeterince ve doğru tanınmamasından
    • Denemenin öğretmenler tarafından kompozisyona eş değer tutulmasından
  • Soru

    (I) Berna Durmaz’ın öykülerindeki kurguya dair çok şey söylenebilir ama en önemlisi ışıltı dili. (II) Deyimler, benzetmeler, anlattığı insanların dilinden el alan o masalsı ve büyülü dil, yazara günümüz öykücülüğünde bambaşka bir yer sağlıyor. (III) Yoksul kadınlarla çocukların, tüm ezilmişliğine karşın neşesini yitirmeyen, halktan insanların diliyle yazıyor öykülerini. (IV) Öykücülüğe gönül vermiş tüm yazarlar da kahramanlarını özdeşim kurabileceği kesimden seçer ve sonra öyküsünü kurgular. (V) Yapaylıktan uzak, neşeli olduğu kadar kederli bir dil kullanıyor bu öykülerinde ve böylece adını büyük harflerle yazdırıyor edebiyat dünyasına.
    Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi anlatımın akışını bozmaktadır?

    • l.
    • ll.
    • lll.
    • lV.
    • V.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir