in ,

KPSS/Türkçe Paragraf Denemesi-4

  • Soru

    Polisiye için ‘’edebiyatın üvey evladı’’ tanımı çokça kullanılır. Polisiyenin ülkemizdeki geçmişine bakıldığında aslında hiç de öyle olmadığı görülür. Türkçede ilk çeviri romandan yaklaşık yirmi yıl sonra polisiye romanlar boy gösterir.1881’de yayımlanan ilk çeviri polisiyenin ardından iki çeviri daha yapılır. Ahmet Mithat Efendi 1883’te Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika etmeye başladığı, Türk edebiyatının ilk telif polisiye romanı olan “Esrar-ı Cinayet”i 1884’te yayımlar. Bundan sonra polisiye edebiyatımızda çeviriler,telif eserler,uyarlamalar hızla artar. Özellikle Sherlock Holmes, Arsene Lupin, Fantomas gibi ünlü kahramanların taklit edildiği romanlar arka arkaya yayımlanır.
    Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerin hangisi söylenemez?

    • Açıklayıcı anlatım yönteminden yararlanılmıştır.
    • Örneklemeye başvurulmuştur.
    • Dil, göndergesel işleviyle kullanılmıştır
    • Sayısal verilerden yararlanılmamıştır.
    • Okuyucuya izlenim kazandırma amaçlanmıştır.
  • Soru

    Cortina, bugüne kadar Avrupa’da gördüğüm en muhteşem kayak merkezi, Alplerde görmeye alışmadığım gri, sarı ve kahverengi katman katman kayalar adeta dev bir kanyonu andırıyor. Katmanlar arasında biriken karın parlak beyaz rengi ile kayaların değişen renkleri keskin tezatlar oluşturarak muhteşem bir tablo yaratıyor. Dev heykeller gibi yükselen kayaların tepesinde rüzgârla uçuşan karlar ise kayalara canlıymış gibi bir hava veriyor. Sanki öfkeli kaya tanrıları, her an hareketlenip yürüyüşe gidecekmiş gibi masalsı bir görüntü ortaya çıkarıyor. Hele gün batımında gökyüzünde mor ve kırmızı ışık huzmeleri oluştuğunda katmanların renkleri kızıla çalmaya başlıyor ki kayalar sanki alev alev yanıyor.
    Bu parçada aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangileri ağır basmaktadır?

    • Kişileştirme – Tanımlama
    • Benzetme – Örnekleme
    • Karşılaştırma – Alıntılama
    • Örnekleme – Kişileştirme
    • Betimleme – Benzetme
  • Soru

    Yaşlı dünyamız hadi neyse de, daha gençliğinin baharında diyebileceğimiz, sanatların en küçük kardeşi sinemanın da her şeyi görüp geçirdiği düşüncesine inanmak zor. Hani moda tabirle, “İnsan gerçekten hayret ediyor.” Fransız filozof Jean Luc Nancy ise bu şaşırma eşiğini çoktan aşmış ve bu durumu kabullenmiş görünüyor. Aksi halde “Filmin Açıklığı” adlı kitabında şu satırlara yer vermezdi: “Artık onunla ilgili bir şeyler keşfedemeyeceksiniz, büyülü fenerin önünde çocuklar gibi şaşıracak da değilsiniz. Zaten çok sayıda sinema türünü ve metnini meydana getirdiniz ve sonra da yıktınız.”
    Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinden yararlanılmamıştır?

    • Somutlaştırmadan
    • Benzetmeden
    • Alıntı yapmadan
    • Yinelemeden
    • Karşılaştırmadan
  • Soru

    Mürekkep kokusunu içinize çekmeyegörün bir kere,bırakmak kolay mı ondan sonra görürsünüz. Bir de okurların kitap yapraklarınıza pıt diye düşmüş gözyaşlarında ya da dudaklarının kenarında takılı kalmış gülümsemelerinden haberdar olup bunu alabileceğiniz en değerli ödül olarak kabul ediyorsanız yazmayıp da ne yapacaksınız ? Hikâyeler, içlerine yerleştirilmiş şiirler ve büyüklere yazılmış masallar yeterince demlendiğinde, kapağı için her öyküye resim bulunduğunda ya da fotoğraf çekildiğinde, öykünün müziği dudağıma yerleştiğinde öykü dosyası kolumun altında, yayınevinin kapısını çalıyor olacağım yine.
    Bu sözleri söylenen bir yazar, aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilemez?

    • Yazdıklarının okurları üzerindeki etkisini önemseyen
    • Yazmayı bir tutku olarak gören
    • Yazdıklarını yayımlatmadan önce dinlenmeye bırakan
    • Yazılarında farklı edebi türleri bir arada kullanarak çeşitlilik sağlayan
    • Yazılarının yayınevleri tarafından yayımlanmaya değer bulunacağından emin olan
  • Soru

    (I) Her zaman amatör olduğumu söyleyeceğim. (II) Her yeni söyleşi benim için bir tecrübe. (III) Eskiden söyleşiden önce yazarın tüm kitaplarını okumaya çalışırdım. (IV) Arka fonda yazarın geçmiş dönemdeki eserlerine ilişkin bütün bilgiler taze zaten. (V) Yazarın son kitaplarını okuduktan sonra eski yeni kitaplarından aldığım notları birleştirir, sorular çıkarırdım. (VI) Sonra da taze bilgilerle yazarımızın karşısına geçerdim ve söyleşmeye başlardık.
    Bu parçanın anlam akışının sağlanması için aşağıdaki değişikliklerden hangisi yapılmalıdır?

    • I. ve III. cümlelerin yerleri değiştirilmelidir
    • II. cümle IV. cümleden sonra getirilmedir.
    • IV. cümle, VI. cümleden önce getirilmelidir.
    • IV. ve VI. cümlelerin yeri değiştirilmelidir.
    • III.cümle, V. cümleden sonra getirilmelidir.
  • Soru

    Komi ve Kemikler adlı öykünün kahramanı Komi Rıza, para yerine mezardan çıkardığı kemikleri saymaktadır. Bu imgenin taşıdığı ironi, zenginliğin karşıtı olarak yoksulluk düşünüldüğünde görülebilir. İnsan için yapılacak en son iş, geceleri mezarları gizlice kazıp içindeki cesedi, iskeleti çalmak ve tıp öğrencilerine satmaktır. Rıza yıllardır bu işi yapa yapa duyarsızlaşmıştır. Hatta mezarlardan çıkardığı iskeletlerin sadece işaret parmağını almakta ve sandık benzeri bir kutuda saklamakta, ara sıra saymaktan keyif duymaktadır.Peki neden işaret parmağı? Bu yasa dışı işi yapanlar, en alt toplumsal katmana ait kişilerdir ve yetkililerin işaret parmakları hep onları göstermektedir. Rıza böylece suçlayan parmaklara hükmeden olmakta ve onlardan bu şekilde öç almaktadır.
    Aşağıdakilerden hangisi bu parçada sözü edilen öykünün kahramanının özelliklerinden değildir?

    • Yasa dışı ve toplumun benimsemeyeceği işler yapan
    • Yaptığı işi kanıksayan
    • Maddi durumu iyi olmayan
    • Kendisini suçlayacak kişilere, kendince bir yöntem bularak tepki gösteren
    • Toplumun duyarsızlığı nedeniyle suça bulaştığına inanan
  • Soru

    Günümüz öykücülüğünün durumu, biraz doksanlı yılların ortalarında Türk şiirinin yaşadığı duruma benziyor. Edebiyat gündemini belirleyen dergi ve ödül mekanizmalarının etkisiyle doksanlı yılların ortalarında birbirine yapıca çok benzeyen pek çok şiir kitabı dolaşıma girmişti. Ancak dönüp bakıldığında o dönemden günümüze pek az şiir kaldığı görülüyor. Aynı şey günümüz öykücülüğü için de geçerli. Yine dergiler, ödül kurumları ve yayınevleri eliyle bazı hakim anlayışların öykücülüğümüze yön verdiğini görüyoruz. —-
    Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

    • Öyle ki yapılan işi ödülle taçlandırmak sanatçıların yaratıcılıklarına gölge düşürüyor.
    • Bu sayede öykücülüğümüz, kazandığı ivmeyle Batılı eserlerle boy ölçüşecek konuma gelecektir.
    • Ancak bu şekilde hareket etmenin ister istemez yeni anlayışların doğuşuna engel olduğunu vurgulamak yerinde olur
    • Ne var ki yayınevleri okurların beklentisi doğrultusunda eser basmakta ısrar ediyor.
    • Nitelikli eser verme gayreti içinde olan yazar ve şairler bu duruma isyan ediyor.
  • Soru

    Dönüp hikâyeme, okumalarımda hissedilir olana baktığımda gördüğüm şu: İçine bırakıldığım hayatın görünürlüğüyle değil, özüyle meşgul olmuşum. Tarihe, tarihte çıkan görüntüye değil, tarih ve görüntüsünde neyin saklı olduğuna bakmışım. Özetle, doğmuş olmanın anlamına,olup bitenin özde ne anlama geldiğine gitmişim hep. —- Başkası için değil kendim için gitmiş, yaşamış ve dönmüşüm.
    Bu parçadaki boşluğa, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

    • Ne var ki dürbünün tersiyle bakarak dünyaya, ayrıntılar denizinde kaybolmuşum.
    • Öyle ki gittiğim yerlerde yaşamda kendimce duruşum üzerine cümleler kurmuşum.
    • Bu yüzden kendi dışımdaki dünyanın yaşanırlığını sorgulamışım.
    • Fakat kendimi tüm bunların dışında tutarak hareket etmişim.
    • Halbuki bir kurgu dünyası içine dalıp kendimi ve gerçekliği unutmuşum.
  • Soru

    Şiirlerde geçen isimlerle benim aramda anonim ortaklık paydası sezinlenmiyordur umarım. Onların yapıtlarından etkilenmeye alışmış görünmekten de çekinirim doğrusu. Onlarla benzerliği değil akrabalığı yeğlerim. Birkaç parçam onların içinden geçer, bu doğru. İlhan Berk ve Ece Ayhan yapıtlarına eğildiğim,döndüğüm kişilerdir. Bu iki şairle temas bağlamında şiirimin bahtı açıktır. Karacaoğlan’ın ağrılarıma ilmek atmadaki tekniği, içime işleyiş ustalığı, bende baştan uca onu dopdolu tutan nedenlerdir. Neşet Ertaş’ın sesini duyumsamamak tenha bir yoldaymışım hissini uyandırır. Onlar büyük sulardır, daha ne diyeyim?
    Bu parçanın yazarı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • Şiirlerinde, kendine yakın hissettiği şairlerin izleri görülmektedir.
    • Diğer şairlere öykündüğünün ve tarzını onların belirlediğinin düşünülmesinden çekinmektedir.
    • Usta şairlerle kendi arasında kurduğu ilişki, şiirlerinin özgünlüğünün tartışılmasına sebep olmaktadır.
    • Etkilendiği şairlerin büyüklüğü ve ustalığı, onları şiirinin vazgeçilmez sesi haline getirmektedir.
    • Hem çağdaş edebiyatçılardan hem de Halk edebiyatının mihenk taşlarından beslenmektedir.
  • Soru

    Kutup bölgeleri, Dünya’nın kutup dönencelerinin geçtiği noktalardır. Kuzey kutup bölgesi 27 milyon km2 ’lik bir alandır. Bunun 9 milyon km2 ’si karadır. Bu bölgede yağış yok denecek kadar azdır. +15 ile –40 derece arasında bir sıcaklık vardır. Rüzgâr, sis ve düşük sıcaklık bu bölgenin başlıca iklim özellikleridir. 23 Eylül ve 21 Mart arası hep karanlıktır. Diğer aylar gündüzdür. Bundan en fazla etkilenen denizlerdir. Yüksek oksijen nedeni ile bol balık ve plankton vardır. Güney kutup noktası ise yeryüzünün en soğuk noktasıdır. Ortalama sıcaklık –20 derece civarındadır. Yapılan ölçümlerde bu sıcaklığın –50 dereceden –20’ye çıktığı belirlenmiştir. Bu, küresel ısınmanın bir sonucudur.
    Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi kesin olarak çıkarılabiir?

    • Kuzey kutup bölgesindeki değişken sıcaklık, balık çeşitliliğine sebep olur
    • Küresel ısınma sebebiyle buzullar erime noktasına gelmiştir.
    • Denizlerdeki oksijen miktarı, güneşin ısısıyla doğru orantılıdır.
    • Küresel ısınma kutuplarda sıcaklığın yükselmesine sebep olmuştur.
    • Yağışların azlığı sıcaklığı düşüren en önemli etkendir.
  • Soru

    Yazdıklarım zorlama veya suni değil, gerçek olmalı ya da o hissi vermeli, okuyucuya kendi yaşamındaki benzer anıları tekrar yaşatmalıydı. Bu nedenle yaşadıklarımdan, dinlediklerimden, hissettiklerimden yola çıkıp sonra kurguyu oluşturuyorum. Akıcı, içten, yalın bir dille anlatılmış,duygu yoğunluğu olan öyküler yazmaya çalışıyor, bazen bunlara mizah ekliyorum. Zor anlaşılır olan değil, okuma hazzı veren metinler ortaya koymaya çalışıyorum.
    Aşağıdaki öykü alıntılarından hangisi, bu parçada sözü edilen yazara ait olamaz?

    • Bu resim bana onu hatırlattı. O da resimdeki kadın gibi aynanın karşısına geçer,güzelliğini seyrederdi hiç bıkmadan. Ruhunun güzelliği yüzüne yansırdı o sıra.
    • Telefonu cebine koyup camdan dışarıya baktı. Hava neredeyse kararmıştı. Işıkları kapatıp kabanını giydi ve onu tekrar görebilmek ümidiyle dışarıya çıktı
    • Ne tür bir sürprizle karşılaşacaktı. Önce onu korkutup sonra yaş gününü kutlayacaklardı belki de ya da herkes bahçede hazır bekliyordu şimdi.
    • Fark edilmemek için arabayı uzakta park etti. İnip köşkü kolaçan etti. Üzerinde takım elbisesiyle böyle saklambaç oynar gibi hareketler yapıyor oluşuna güldü içten içe.
    • Gül dallarının arasında telaşını besleyen baharı gördük. Erik dallarının görüş mesafesinde asitli yağmurlar paylaştık. İki göktaşı çarpar gibi sonsuzda, büstlerden mitoslar biçimledik.
  • Soru

    Ahmet Oktay’ın şiiri büyük ölçüde düşünsel bir şiirdir. Fakat şiir düşünce adına araştırılmamış, aksine düşünce şiir dilinin olanakları içinde şiirselleştirilmiştir. Bunun Ahmet Oktay’ın şiirimize en önemli katkılarından biri olduğu söylenebilir. Düşüncenin en yaygın anlatım aracı, kuram dilidir. Şiir dilinde ifade edildiğinde düşüncenin bulanıklaşması hatta elden gitmesi riski hep vardır.Ahmet Oktay şiir dilinde düşünce anlatmanın onu şiirselleştirmekten geçtiğini iyi bilen ve bunu örnekleyen bir ustadır. Çünkü kuram dilinin yetersizliğini bu yolla aşma çabasındadır ve onun şiirini kalıcı kılacak en önemli özelliklerin başında kendine özgü bu düşünsel şiir gelmektedir.
    Aşağıdakilerden hangisi, bu parçadaki düşünceyi destekler niteliktedir?

    • Şiir ve kuram dili her karşılaştığında şiir dilinin tutarlılığı tehlikeye girer
    • Şiir,kuram dilinin açıklayıcı diline en yatkın türdür
    • Şiirin üzerine sadece kuram gömleği giydirmek onu deli gömleği içine tıkıştırmakla eş değerdir.
    • Şair, kuram dilinin kuru ve katı anlatımına gölge düşürmekten kaçınmalıdır.
    • Kuram dili ile şiir dilini bir potada eritmek mümkün değildir.
  • Soru

    Bilmiyorum doğrusu.Yazar meselesini seçmiyor galiba, içine doğduğu meseleden bir biçem devşiriyor. Kendi özüne duyduğu merak, dille kurduğu, dolayısıyla ötekiyle kurduğu ilişki, yazınsal anlayışına maya çalıyor.Şimdi düşünüyorum da insanın düşünebilme gücü, iyilik ve kötülük arasındaki salınımı, bedenle ruh arasındaki bağlar, benim kendimden ötürü içine düştüğüm temalar olmalı. Demem o ki “Yere Düşen Dualar” ile “Yüzünde Bir Yer” arasındaki bağlar, kaçınılmaz olarak onlar yazılmadan önce de vardı.
    Bu parça aşağıdaki sorulardan hangisine verilmiş bir yanıt olabilir?

    • Bir yazar olarak kitabın anlatıcısının eleştirilerinden üzerinize alındığınız oldu mu?
    • Yazarlığa başlamanızda yaşadığınız fakat unutmak istediğiniz olayların etkisi oldu mu?
    • Öykülerinizi kurgularken dili amaç haline getirmek istemenizin asıl sebebi nedir?
    • İki romanınız arasında biçim ve içerik olarak örtüşen pek çok unsur var,nedir sizi sürekli bu sularda dolaştıran?
    • Yaşamda pek çok çelişki var, bu çelişkileri ortaya koymak bir yazarın sorumluluğu mudur?
  • Soru

    (I) İyi bir edebiyatçının edebiyat düşünürü olması gerektiğini imlerim sürekli. (II) Düşünce olmadan edebiyat olmaz, ne şiir ne roman ne de öykü çıkar oradan. (III) Bakın bugün kendinden söz ettiren şairler,romancılar,öykücülerin bu yanları hep güçlüdür. (IV) Ben denemeyi, bir yazarın öncelikle kendi için yazması gerektiğini savunurum. (V) Birikim gerektirdiği gibi zamanla bir üslup oluşturmak da kaçınılmaz, deneme bunu ister sizden. (VI) Yoksa günün çetelesini tutan bir yazıcı kesilirsiniz.
    Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf kaçıncı cümleyle başlar?

    • ll.
    • lll.
    • lV.
    • V.
    • Vl.
  • Soru

    Şiir okuyarak şiirin hakikatine varmış değilim. Erken, çok erken yaşlarda hayata içkin ağrılara açık kalmışım. Kemalettin Tuğcu’nun hikâyelerinden çıkıp geldiğimden hikâyeme akraba olanları arayıp durdum. Hayatın rüzgâr ve soğuğuna açık kalmışların ne yaptıkları ve hangi hallere düştükleri meselem oldu. Hikâyeme benzer hikâyesi olanların halleri halim… Yalnız başıma yol alamazdım, yetemezdim hayata. Hikâyelerinde oturur bulduğum insanların bulduklarına eğiliyor, oradan kendime çıkış yolu arıyordum. Okurlarımın seyri ve muhtevası bu izleğe bağlı oldu ve meselesi olan kitaplar çağırdı beni.
    Bu sözleri söyleyen bir yazar için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • Sevdiği yazara öykünüp o tarzda eserler vermiştir.
    • Şiire gönül verişi şiir okuyarak değil, hayatın gerçeklerinden yola çıkarak gerçekleştirmiştir.
    • Yaşadıklarıyla yazdıkları paralellik göstermektedir.
    • Kendi yaşamıyla özdeşleşen insanların yaşamlarına ilgi duymuştur.
    • Kitaplarını seçerken içeriklerini göz ardı etmemektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir