in ,

KPSS/Türkçe Paragraf Denemesi-3

  • Soru

    Attilâ İlhan, belki de sevilmiş, çok okunmuş bir şair olmasının güvencesiyle, roman sanatını önemser, romanın şiir kadar çetin bir emek olduğunu söylerdi. Kuşkusuz güçlü romanlar da yazdı. Bir de öykü kitabı var Attilâ İlhan’ın, gençliğinde yazdığı öyküler, olgunluk döneminde yazdığı öyküler; söylemesi zor ama, kötü bir kitap. Zaman zaman, keşke yayımlamasaydı diye düşündüğüm bir kitap. Zaten öykü sanatını da pek önemsemezdi. Başka edebiyatlarda rastlanmayan bir durum: 1940’lardan başlayarak edebiyatımız romanla öykü arasında gelgitlere kapılmış, her nedense bu gelgitlerden öykü yenik çıkmıştır. Büsbütün garip olansa, öykü romana ‘sıçrama tahtası’ sayılmıştır. Tahir Alangu ve Mutluay gibi eleştirmenlerin karşısında, romanı “hantal”, öyküyü daha sanatkârane bulan yazarlar da vardı. Vedat Günyol’la Mehmet Fuat başı çekerdi.
    Aşağıdakilerden hangisi bu parça için en uygun başlıktır?

    • Roman mı, Öykü mü?
    • Şiir Yazma Sanatı
    • Attilâ İlhan ve öykücülüğümüz
    • Romanın Üstünlüğü
    • Roman ve Öykünün Gelişimi
  • Soru

    Deneme de roman gibi, şiir gibi, öykü gibi başka zamanlara taşınan bir tür. Bazen onların taşıdığı anlamların da ötesine geçirir yazarını. Okurunu donatır deneme. Öğrenmek için yazan, kendi varoluşunu yeryüzünün varlık ve zamanında anlamlı kılmaya çalışan biriyimdir. Bu nedenledir ki deneme vazgeçilmezim. Neden mi? Deneme size insanı ve dünyayı kavrama bilgisini taşır. Yeniden yorumlama duyarlılığını kazandırır. Hatırlamayı öğretir. Unutmanın kapılarından aşırır. Bir tür bellek taşır size. Sizi dil, düş, zaman, mekan gezgini kılar.
    Bu parçanın yazarına göre, aşağıdakilerden hangisi denemenin özelliklerinden biri olamaz?

    • Diğer edebi türler gibi kalıcı olması
    • Okuyanı, farklı anlam boyutlarına taşıması
    • Dünyayı algılama ve yorumlama yeteneği kazandırması
    • Hafızayı güçlendiren bir edebi tür olması
    • Gerçek ile gerçek olmayan arasındaki farkı ortadan kaldırması
  • Soru

    Kış mevsiminin vazgeçilmez ısıtıcısı olan mangalın kültürümüzde önemli bir yeri vardır. Açıklamalı Yemek ve Mutfak Terimleri Sözlüğü’ndeki anlamına bakarsak mangal “Yuvasında odun kömürü yakılıp yemek pişirilen pirinç, metal ya da bakırdan yapılabilen dört ayaklı gereçtir.” Sobalı dönemlerde, sonbaharda ilk soğuklarda kurulan odun sobalarında yanıp da kıpkırmızı kor haline gelen odunlar, ateş küreği ile çekilerek mangallara konur, odayı ısıtmaya devam ederdi. Havalar soğuyunca odun sobaları yetmez, kömür sobaları kurulurdu. Kömür sobalarının kurulmasıyla, odun sobalarının saltanatı sona erse de mangalların saltanatı devam ederdi. Mangallar hazır satılan odun kömürü ile yemek pişirmede de kullanılırdı.
    Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • Tanımlamaya başvurulmuştur.
    • Benzetmeye yer verilmiştir.
    • İzlenim kazandırılmaya çalışılmıştır.
    • Sebep- sonuç ilişkisine yer verilmiştir.
    • Açıklayıcı anlatım kullanılmıştır.
  • Soru

    Birçok anne – baba çocuğundan ya da çocuklarından şikâyetçidir. Şikâyetler de birbirine benzer: “Hiç ders çalışmıyor… Söz dinlemiyor… Çok dağınık…” Bazısı için de “Pabuç kadar dili var… Hep geç kalkıyor… Hiç ödev yapmıyor… Hiç yardımcı değil… Çok yanlış hareketleri var…” Bu şikâyetler ve benzerleri birçok anne-babanın ağzından hiç düşmüyor. Çocuklarını yakınlarına şikâyet ettikleri gibi, bu şikâyetleri daha sık çocuklarının yüzlerine karşı da dile getiriyorlar. Çocuklar cesaret edebilseler kendi bakış açılarından gördükleri anne-babalarını tarif ederek bu şikâyetlerin mislini dile getirebilirler. Şimdi bu anne-babaları şöyle düşünmeye davet etmek istiyorum. Eğer kendi anne-babaları, sürekli olarak kendilerini eleştirseydi nasıl hissederlerdi? Annebabalarına daha mı çok bağlanırlardı yoksa onlardan daha çok uzaklaşırlar mıydı? Eleştirilmek öyle berbat bir duygu ki insanı kilitliyor. İş yapamaz hale getiriyor, insanın enerjisini bitiriyor. Sanırım, çocuklar eleştiriye karşı, yetişkinlerden daha dayanıklı. Yetişkinler eleştirildiklerinde yıkılıyorlar, çocuklar da üzülüyor ama bir şekilde kısa süre içinde bunları unutup yaşamlarına devam edebiliyorlar.
    Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • Sözde soru cümleleri ile anlam kuvvetlendirilmiştir.
    • Ebeveynler ve çocuklar arasında empati kurulmaya çalışılmıştır.
    • Anne-babaların çocuklarından duyduğu memnuniyetsizlik dile getirilmiştir.
    • Veliler, sitemlerini hem kendi çocuklarına hem de yakınlarına yansıtmıştır.
    • Anne-babaların çocuk yetiştirmede kusurunun bulunmadığı dile getirilmiştir.
  • Soru

    Aşağıdakilerden hangisi bir paragrafın giriş cümlesi olmaya uygun değildir?

    • Romanın tarihsel ve sosyolojik olaylara kattığı en önemli boyut, onları ölümsüzleştirmesi, yerelden evrensele uzanan bir perspektife taşıyabilmesidir.
    • Roman; sosyoloji, psikoloji, antropoloji, tarih ve iletişim disiplinlerinin birinci dereceden ilgi alanına giren bir edebi türdür.
    • Toplumcu gerçekciliği kendisine çıkış noktası yapan roman, sosyal değişimin ve toplumsal dönüşümlerin aynasıdır.
    • Romanda yazar, betimlediği dünyanın birliğini varsaymalı ve bu dünyayı, insandan ayrılmayan bir bütün olarak görmelidir.
    • Tanzimat dönemindeki romanlar bundan farklı olarak Batılı modernleşmenin toplum üzerindeki etkilerini merkeze almaktaydı.
  • Soru

    Milyon dolarlık cirolara ulaşan korsan kitap sektöründe bugüne kadar yakalanan korsanların -birkaç kişi dışında- hapse girmemiş olması, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun hâlâ Avrupa Birliği’ne uyumlu hale getirilememesi, korsancıları daha da cesaretlendiriyor. Boşluklar tamamlandığı takdirde korsan sektörü bitirebilir. Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile bu yıl 33. kez düzenlenecek olan Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı 8-16 Kasım 2014 tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde ziyaretçilerine kapılarını açacak. İstanbul Kitap Fuarı, 850 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla kitapseverleri bekliyor. Fuar öncesi Türk insanın okuma alışkanlıkları hakkında bilgi veren YAYFED Başkanı Bayram Murat, 17 Mart-9 Mayıs tarihleri arasında yapılan ‘korsan kitap satın alma eğitimleri araştırması’ hakkında da açıklamada bulundu. Türkiye’de korsan kitap satışının her geçen gün azaldığını ancak istenen seviyede olmadığını belirten Murat, “Korsan ile mücadele özellikle biz meslek profesyonelleri açısından çok önemli.” dedi.
    Bu parçada yakınılan durum aşağıdakilerin hangisidir?

    • Korsanla mücadele sürdürülmesine rağmen kesin bir sonucun alınamamasından
    • Kitap fuarlarının yeterli sayıda olmamasından
    • Korsan sektörünün milyon dolarlık ciroyu bulmasından
    • İnsanlarımızın orijinal kitaplara ilgi göstermemesinden
    • Korsan kitap satışının her geçen gün azalmasından
  • Soru

    Yapılan araştırmada, en çarpıcı verinin Türkiye’nin yaklaşık 5’te birinin hiç kitap okumadığını belirten YAYFED Başkanı Bayram Murat, 12 ilde yapılan korsan kitap satın alma eğilimleri araştırması verilerine göre, “Kendiniz, çocuğunuz, evdeki herhangi biri için düzenli olarak kitap temin ediyor musunuz?” sorusuna araştırmaya katılanların %15’i hiç kitap okumadığı, %21’i ise 10 yılda bir ya da daha az kitap aldığını söyledi. Düzenli ya da düzensiz kitap okuyanlar, kitapları kırtasiye ya da kitap evlerinden almayı tercih ediyor. Hiç kitap okumayan insanlar, kitap okumaya başlarsa okuma oranında önemli bir artış olacağını söyleyebiliriz.” dedi. Türkiye’de elektronik kitap satın alanların oranının %12 olduğunu belirten Murat, “e-kitap almayı tercih edenlerin büyük bir kısmını üniversite öğrencileri oluşturuyor. e- kitap almayı tercih edenler kolay ulaşılabilir, ucuz ve kolay taşınabilir oluğu için bunu tercih ediyor. e-kitap almayanlar ise, gerçek kitap hissini sevdiği için bunu tercih etmiyor.” dedi. Murat, “Araştırma sonucuna göre en çok öykü ve roman türleri, ardından polisiye hikâyeler okunuyor. Üçüncü sırada ise dini yayınlar yer alıyor.” şeklinde konuştu.
    Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • Sayısal verilerden yararlanılmıştır.
    • Karşılaştırılmaya başvurulmuştur.
    • Örneklemeye başvurulmuştur.
    • Benzetmeye yer verilmiştir.
    • Okuma oranın artması şarta bağlanmıştır.
  • Soru

    Okul dersleriyle birlikte sınavı nasıl birlikte götürebilirim?”, “Çalışmaya nereden başlamalıyım?”, “Hazırladığım ders çalışma programına bir türlü uyamıyorum, programı hep aksatıyorum, Ne tavsiye ediyorsunuz?” Bu sorulara hiçbirinizin yabancı olmadığını düşünüyorum. Neden mi? Çünkü yukarıda verdiklerim, öğrencilerin uzmanlara en sık sorduğu sorular. Peki, ders çalışma programı hazırlarken nelere dikkat etmeliyiz? Neden planlı çalışmak gerekiyor? Descartes’e göre “Plansız çalışan bir kimse, ülke ülke dolaşıp hazine arayan bir insana benzer.” Plansızlık dikkatsizliğe, yorgunluğa, bitkinliğe, isteksizliğe ve dalgınlığa neden olur. Bu durum öğrencilerde psikolojik baskı, kararsızlık, çalışmaya motive olamama ve verimsiz çalışma gibi olumsuz birçok sonuca yol açar. Başarılı olan insanların hayatlarını incelediğimizde karşımıza çıkan temel nokta, belli bir plan ve program dâhilinde çalışmış olmalarıdır. Neye, ne kadar zaman harcayacağını bilmek, hem zamanı planlamak hem enerjiyi doğru kullanmak hem de hedefe konsantrasyonu devam ettirmek açısından çok önemlidir. Öğrenci bu sayede çalışma maratonunda yolun neresinde olduğunu, hangi zaman diliminde nerede olması gerektiğini, enerjisini en doğru ve verimli şekilde nasıl kullanacağını bilir. Programlı çalışma aynı zamanda zihinsel dağınıklığı da ortadan kaldırır. Öğrencinin kısa vadeli hedefler belirlemesine ve bu sayede uzak hedefe istenilen sürede varılmasını sağlar.
    Bu parçadan yola çıkılarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

    • Plansızlığın dikkat dağınıklığına, isteksizliğe neden olduğuna
    • Düzensiz çalışmanın kafalarda, farklı soru işaretleri uyandırdığına
    • Plansızlığın, samanlıkta iğne aramakla eş değer olabileceğine
    • Plansız çalışmanın konsantrasyonu yükselttiğine
    • Kısa hedeflerin uzun hedefleri beraberinde getireceğine
  • Soru

    (I) Eleştiri yaşam çatışmasının bir ürünüdür. (II) Bu çatışmada güçlü olan, güçsüzü ezer, yener; ama onunla dalga geçemez. (III) Çünkü güçlü, yenik düşürdüğü kişiyle,bir de dalga geçmeye kalkarsa bu olay tutmaz, yayılamaz ve eleştiri değeri kazanamaz. (IV) Yenik düşürdüğü kişilerle dalga geçen güçlüye, ancak kızılır. (V) Dalga geçme; yenilmişlerin vazgeçilmez, dayanılmaz kusuru ya da meziyetidir.
    Parçada verilmek istenilene ilişkin en genel yargıyı içeren cümle hangisidir?

    • l.
    • ll.
    • lll.
    • lV.
    • V.
  • Soru

    ‘’Bugün’’ diyor Oblomov, ‘’Dünle beslenerek yarına varır.’’ Bu cümle geçmiş-şimdi-gelecek sürekliliğini vurguluyor. Ancak, bugünün kültürel düzeyi, geçmişteki birikimin mekanik bir sürekliliği olarak ele alınamaz. O zaman Oblomov’un değindiği ‘’besin kaynağı’’ nasıl kullanılacaktır?
    Bu parçadan çıkabilecek sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

    • Yarının kültür düzeyine ulaşabilmek için, bugünü bilmek yeterlidir.
    • Geçmişin kültür birikimini aynen benimsemek, vazgeçilmez bir unsurdur.
    • Her geçen gün, daha sonraki kültür düzeylerinin değişmez kaynağıdır
    • Geçmişle, içinde yaşanılan an arasındaki farklılığı, geleceğin kültür düzeyi belirler.
    • Geçmişin kültür birikimi, bugünün koşullarına uyarlanabildiği ölçüde önemli bir kaynak olarak değer kazan
  • Soru

    Çok! Gereksiz övgülerle, samimiyetsizce yergilerin bile bende bıraktığı izler oldu. Ne denli art niyetli, ne denli haksız olursa olsun, her eleştiride yine bir oranda doğruluk vardır. Eleştiriden yararlanırım. Eleştirmen, eleştiri yaparken aynı zamanda kendi bilgisini, psikolojisini, karakterini de eleştiriye açmış demektir. Şimdiye kadar hiçbir eleştirmen bana karşı kendim kadar acımasız, kıyıcı, sert olmamıştır; olamaz da…
    Bu parçada aşağıdaki sorulardan hangisinin yanıtı yoktur?

    • Eleştirilerden etkilenir misiniz?
    • Siz de kendinizi eleştirir misiniz?
    • Eleştirilerin size katkısı olur mu?
    • Siz de başka eserleri eleştirir misiniz?
    • Her eleştiri gerçeği yansıtır mı?
  • Soru

    Salah Birsel benim gibi değildir; o, çevrilen parçanın biçimine bağlı kalmak ister. Ben ise ‘’Yazar, Türk olsaydı bunu nasıl söylerdi?’’ diye düşünüp Türkçeye daha uygun bir biçim bulmadan rahat edemem.
    Bu sözleri söyleyen bir çevirmenle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine varılabilir?

    • İyi bilmediği bir dilden çeviri yapmamaktadır.
    • Kendini, yapıtını çevirdiği yazarın yerine koymaktadır.
    • Çevirdiği yapıtın aslına bağlı kalmaktadır.
    • Çevirdiği yapıtlara kendi üslubunu ve ana dilinin özelliklerini katmaktadır.
    • Salah Birsel’ in çevirilerini başarısız bulmaktadır.
  • Soru

    Namık Kemal, yüzlerine talihin pek gülmediği insanları anlatır Vatan yahut Silistre adlı oyununda. İnsanın yanılgılara, yıkılışa, yalana karşı isyanıdır anlattıkları. Bir an için, yaşamlarını daha fazla sürdürmeyi olanaksız görecek kadar umutsuzluğa düşürür kişilerini ama her şeye karşın yaşamak, inanmak, umut etmek gerektiğini oyunun kahramanlarından sevgili Zekiye’nin ağzından yine kendisi söyler. Yüz yıl önce yazılan bu oyunun, bütün insanlar için hâlâ güzel bir oyun oluşunun asıl nedeni budur!
    Sözü edilen oyunun, bu parçada vurgulanmak istenen özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

    • Her kesimden insana seslenme
    • Güncelliğini yitirmeme
    • İnsanlığın evrensel özelliklerini yansıtma
    • Yaşama umudunu canlı tutmayı vurgulaması
    • Haksızlıklara direnmeye yöneltme
  • Soru

    (I) Özgürlüğe kavuşmak, tutsaklıktan kaçmakla değil, köleliği, tutsaklığı yıkıp ortadan kaldırmakla olur. (II) Özgürlük isteyen kişi, bu çabayı yalnız kendisi için değil, tüm insanlar için göstermelidir. (III) Özgürlük, tüm ulusların ortak özlemidir. (IV) Özgür kişi kendi duygu, tutku ve çıkarlarının kölesi değildir. (V) Bir başına yaşayıp öylece özgür olmak isteyen kişi, kendi kendisinin kölesi olmuş demektir.
    Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

    • l.
    • ll.
    • lll.
    • lV.
    • V.
  • Soru

    (I) İyi bir dostun görevi, sevdiği insanı korumak, onu uyandırmak, onu yanlış yola giderken görürse kolundan tutup çevirmektir. (II) Uçuruma giden çocuğunuz için: ‘’Çocuğumdur, istediği yere gitsin, ben karşısına çıkmayayım!’’ diyor musunuz? (III) Tam tersine, ne yapıyorsun, diyerek onu durdurmayı bir babalık görevi sayıyorsunuz. (IV) O halde, çok sevdiğiniz dostlarınız, öğrencileriniz, öğretmenleriniz, düşünce arkadaşlarınız da yanlış yollara giderse önlerine çıkmak sizin insanlık görevinizdir. (V) Bunu yapmazsanız onlara iyilik değil, kötülük etmiş olursunuz.
    Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin hangisinde parçanın ana düşüncesi belirtilmiştir?

    • l.
    • ll.
    • lll.
    • lV.
    • V.
  • Soru

    Orhan Veli’nin kavgalarına kızabilirsiniz, tutkuları konusunda farklı değer yargılarınız olabilir. Ama hiçbir şeyini sevmemiş olsanız bile Türkçeyi sevdiğiniz için onun şiirini de sevmişsinizdir.
    Eleştirmenin, yukarıdaki parçada Orhan Veli ile ilgili asıl söylemek istediği aşağıdakilerden hangisidir?

    • Şiirlerinde Türkçenin güzelliğini duyurması
    • Şiirlerinin, yaşamını yansıtması
    • Şiirlerinde coşkulu bir söyleyiş bulunması
    • Şiirlerinin, bize Türkçeyi sevdirmesi
    • Düşüncelerinin, yanlış değerlendirilmesi
  • Soru

    Üstat Oğuz Atay, bana yazdığı mektubun sonunda Tutunamayanlar romanının kahramanlarından bahsederken şunları söylüyor: “Selim, Turgut, Süleyman hele bedbaht Nermin… Şimdi bunları uzaktan düşünürken hepsini ayrı ayrı görüyor gibiyim. Hele Turgut gözlerimin önünde sapsarı, süzgün yüzüyle hep Ada çamlıklarında babasının yanında dolaşıyor gibidir. Nermin’in öksürüklerini hâlâ işitiyorum.”
    Bu parçada sözü edilen yazar ve romanıyla ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

    • Roman kahramanları, ünlü kişileri temsil ederse ölümsüzleşir.
    • Eserin kalıcılığı, sanatçının romantik tipleri canlandırmasına bağlıdır
    • Kahramanlar, gerçekten yaşamış gibi romancı ve okuyucuyla bütünleşir.
    • Roman kahramanları, onları yaratan yazarların belleklerinde izler bırakır.
    • Her okuyucu, roman kahramanlarından farklı biçimde etkilenir.
  • Soru

    Nabi ünlü eseri ‘’Hayriyye’’de şöyle diyor: ‘’Ey oğul, eğer ozan olup şiir söylemeye niyetlenirsen sözün az, etkin çok olsun. Örtülü söz söylemeyesin. Bir sözün anlamını yalnızca kendin biliyorsan bu sözü söyleme. Çünkü ozanlar kendileri için söylemez, halk için söylerler. Şiirin anlamı açık olmalı ki şiiri herkes beğensin.’’
    Aşağıdakilerden hangisi, bu parçada eserde geçen öğütlerden biri değidir?

    • Halkın anlayabileceği bir dil kullanma
    • Sözü dolandırmadan söyleme
    • Etkileyici bir söyleyişe ulaşma
    • Özgün buluşlarla ustalığını kanıtlama
    • Yalınlığı gözardı etmeme
  • Soru

    (I) Çağdaş Latin Amerika edebiyatının iyi bütün özelliklerine sahip bir kitap “Kağıt Ev”. Hayatı kitaplarla örülü labirentlerde geçen insanları anlatıyor. (II) Gerek gerçek gerekse mecazi anlamda kitaplardan kendilerine ayrı bir dünya kurmuş insanların hikâyesi bu. (III) Vardır böyleleri, evlerine gidersiniz, üst üste konmuş büyük ciltli kitapları sehpa niyetine kullanırlar. (IV) Her yer toz içinde, karışıktır ve hangi kitap nerededir, ne anlatır bilirler yine de. (V) Ölümleri de kitap yüzünden veya kitap uğruna olur çok zaman.
    Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf aşağıdakilerden hangisiyle başlar?

    • l.
    • ll.
    • lll.
    • lV.
    • V.
  • Soru

    Sanatçı niçin yaratır? Onu bu zor işe iten nedir? Bu sorunun yanıtını büyük şair P. Mallarme’den dinleyelim: ‘’A. Gide’nin, Stendhal’ın sanat için mi çalıştıklarını sanıyorsunuz? Hayır! Onlar her ne pahasına olursa olsun, yüklerinden kurtulmak, canlı varlıklarının ağırlığını dışarıya atmak için çalışıyorlardı.’’
    Parçaya göre, sanatçıyı eser yaratmaya iten etken aşağıdakilerden hangisidir?

    • Çağları hakkındaki düşüncelerini benimsetme isteği
    • Yaşamın ekonomik yükünden kurtulma çabası
    • Sanatı, iç dünyalarındaki çelişkilerden kurtaracak bir uğraş olarak algılamaları
    • Sanata ilişkin görüşlerini, yapıtıyla ortaya koyma isteği
    • İçinde yaşadığı toplumda saygınlık kazanabilme tutkusu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir