in ,

KPSS/Türkçe Paragraf Denemesi-2

  • Soru

    Önceleri büyük kentteki orta halli insanın sıkıntılı ve tedirgin yaşamını dile getirir Cahit Zarifoğlu. Kendine özgü söz dağarcığı ve titiz bir işçiliğe dayanan söyleyişiyle dikkati çeker. 1960’tan sonra ise şiirsel geleneğe dayalı biçim araştırmalarıyla soyutlamalara yönelir ve anlatımcı şiirden uzaklaşır. Gerçekte iki dönemde de onun şiiri, dış dünyanın belirlediği bir iç duyarlılığın sözcüklerde somutlaşmasıdır.
    Bu parçada, Cahit Zarifoğlu ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    • Şiirlerindeki dil ve deyiş özgünlüğüne
    • İlk şiirlerinde belli bir kesimin sorunlarını yansıttığına
    • Belirli bir süreden sonra şiir anlayışının değiştiğine
    • İçe dönük, karamsar bir ozan olduğuna
    • Şiirlerinde iç dünyasından yansımalar olduğuna
  • Soru

    …Resim de öteki sanatlar gibi görüntü ve imgelerden oluşan bir dünya kuruyor. Bu, özgün ve kurmaca bir dünyadır. Gerçeğe benziyor; onu anımsatıyor, onun kimi yanlarını açığa çıkarıyor ama gerçeğin kendisi değil. Bunu yaparken de yararlandığı araçlardan biri çizgi ama o da gerçekçi olma kaygısı taşımıyor, gerçeği belli bir biçimlendirme sürecinden geçiriyor. Bu da resmin daha etkili, daha çarpıcı olmasını sağlıyor. Onun için bir resim çizgisinden söz edebiliyoruz.
    Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

    • Kurulan yeni dünyanın, gerçeğin kendisi değil, yorumu olduğunu anlatıyor
    • Süreç tamamlandığında resim de tamamlanıyor.
    • Bu yolla gerçeğe belirginlik kazandırıyor.
    • Sonuçta, her ayrıntı bir çizgiyle belirlenmiş oluyor.
    • Bu süreçte sanatçı, dikkatini kaleminin ucunda yoğunlaştırıyor.
  • Soru

    Yazarın romanlarında üç ayrı biçim, üç ayrı roman yapısı buluyoruz: “Kuyucaklı Yusuf”ta 19.yy romanının, bildiğimiz klasik roman biçimi, “Kürk Mantolu Madonna” da çağdaş romanın getirdiği yeni anlatım tekniklerinden yararlanan bir biçim; “İçimizdeki Şeytan” da ise düşle gerçeğin birbirine karıştığı, romana uygun yeni bir biçim…
    Düşüncenin akışına göre, bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

    • Demek oluyor ki, yazar her romanında yeni bir arayış içine giriyor.
    • Bu bakımdan, yazarın “yeni öze yeni biçim” ilkesine uygun hareket ettiği söylenebilir.
    • Bu yüzden yazar, yaşadığı dönem yerine geçmişi yansıtmaya çalışıyor.
    • Böylece o, her romanında yeni bir özgünlüğün kapısını aralıyor.
    • Bu da onun, aynı çizgide gidip gelen bir yazar olmadığını gösteriyor.
  • Soru

    … Nasıl karışmasın ki, bir yandan insanlar için yaratılmış sanat yapıtlarını, filmleri, şiirleri, romanları gördükçe umutlanıyor; öte yandan insanların birbirleriyle savaşmalarını, kötülükleri, ihanetleri görüp karamsarlaşıyorum. Kısacası bu dünya, bendeki dünyayla örtüşmüyor. Zaten bütün şiirlerim de bunların ara kesitinde oluşuyor.
    Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerin hangisi getirilebilir?

    • Şiirlerimde eskiyle yeni iyice karışıyor
    • Günümüzde eğrilerle doğrular birbirine karışıyor.
    • Günümüzde birçok güzelliğin can çekiştiğini görmek, kafamı karıştırıyor.
    • Şiirlerimde iyimserlikle kötümserlik birbirine karışmış durumda.
    • Dünyanın hızlı değişimi, düşünce karışıklığına yol açıyor.
  • Soru

    Birikimi değerlendirenle yönetimde olanları karşı karşıya getirdiğimizde bilgi ve birikim karşısında nasıl tahammülsüz olduğumuzu gözleriz. Bilgi ve birikim, adaletin olduğu, okuyana ve bilgili olana saygının olduğu yerde gelişebilir ancak. Üretemediğiniz sürece bilgi toplumu olamazsınız. Birilerinin güdümünde, onlara bağımlı yaşarsınız. Bir bakıma modernitenin kölesi olursunuz her alanda. Kurduğunuz mega kentler sizi küresel kasaba yaratma zihniyetinden bir adım öteye götürmez. Bilgi ile donatamazsanız insanı.
    Bu parçaya göre, aşağıdakilerden hangisi toplumu oluşturan bireylerde bulunması gereken özelliklerden değildir?

    • Adil
    • Saygılı
    • Üretken
    • Modern
    • Bilgili
  • Soru

    Çocuk edebiyatı alanı, geçmişe göre oldukça canlı. Ama hala bu alanda, kâr amacı, öteki tüm amaçları bastıracak nitelikte. Bu yüzden düzey tutturmak güçleşiyor. Çocuk edebiyatı, yarının yurttaşını yetiştirmeye yönelik bir uğraş. Başka bir deyişle, ulusal eğitimi bütünleyen, insanımızı yaşama hazırlayan etkin bir araç.
    Bu parçada yazarın asıl yakındığı aşağıdakilerden hangisidir?

    • Çocuk kitaplarının asıl işlevinin gözardı edilmesi
    • Çocuklar için yeterli sayıda kitap yazılmaması
    • Yazarların, çocuk yazınına ilgisiz kalması
    • Çocuk yazının sınırlarının belirginleştirilememesi
    • Çocuklara yönelik kitapların ulusal eğitimin dışında değerlendirilmesi
  • Soru

    (I) Yazar dediğin, çok yönlü olmalıdır. (II) Bir romancı gibi kurgulama sanatına, şair gibi sözcüklerin melodisine egemen olabilmeli; bir deneme yazarı gibi fikir yürütebilmelidir. (III) Kıvrak bir zekaya, esprili ve şakacı bir anlatıma sahip olmalıdır. (IV) Bence yazmak, duygudan çok, akla dayanan bir süreçtir. (V) Bu da kafa işidir. (VI) Bir çocuğun saf hayal gücüne, bir ihtiyarın deneyim zenginliğine; dil ustalığına, esnekliğe ve duyarlılığa dayanan bir akıl işidir.
    Bu parça iki paragrafa bölünmek istense, ikinci paragraf kaçıncı cümleyle başlar?

    • l.
    • ll.
    • lll.
    • lV.
    • V.
  • Soru

    Günümüzde tartışma, düşünce üretmek yerine bilgiçlik taslama; düşünceyi temellendirme yerine zekâ cambazlığı yapma ya da tartışmayı kabalıkla noktalama olarak anlaşılıyor. Öne sürülen görüşü çürütecek düşünce üretmekten çok, o görüşü öne süreni çürütmek önemseniyor…
    Düşüncenin akışına göre bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisinin getirilmesi uygundur?

    • Bu tür tartışmalarda tartışılan konular da ayrı bir önem kazanıyor.
    • Tartışmalarda kimin sırtının yere getirileceğinin heyecanla beklenmesi de bundan kaynaklanıyor.
    • Öğrendiklerini özümseyememiş bir insanın, tartıştığı konuda inandırıcı olması beklenemez
    • İnsanların çoğu, tartışırken inatçı bir tutum sergilemekten öte bir şey yapmıyor.
    • Tartışma sırasında karşı tarafın fikirleri değil; saygınlığı, kişiliği ve davranışları hedef alınıyor.
  • Soru

    (I) Batı, bugüne değin Türk yazınının varlığını yadsıdı diye, biz de kendi başyapıtlarımızı benimsemeyelim mi? (II) Batı’nın yadsıdığı ya da varlığını bilmediği her şeyi yok mu sayacağız? (III) Bir yapıtın dünyaca tanınması, yalnızca o yapıtın değerine bağlı değildir. (IV) Çünkü bir sanat yapıtı hem çağını içinde taşır hem yaratıcısını. (V) Yapıtın yazıldığı dilin yaygınlığı, ait olduğu ülkenin ekonomisi, başka ülkelerle ilişkileri gibi çeşitli etkenlerin de payı var bunda.
    Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

    • l.
    • ll.
    • lll.
    • lV.
    • V.
  • Soru

    … sözünün geçerliliğini bir türlü anlayamadık. Oysa Batı’da kendi alanında ustalaşmış bir kişi hemen anılarını yazıyor. Böylelikle, hem o kişinin bireysel dünyası bütün renkliliğiyle okurun önüne zengin bir şölen gibi seriliyor hem de mesleğe yeni başlayanlar, o ustanın deneyimlerinden yaralanıyorlar. Nedense artık dost söyleşilerinin belleklere armağan edilmiş kırıntıları, yazmaktan daha çok doyuruyor bizi.
    Bu parçanın başına, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

    • Laf lafı açar.
    • Söylenmedik söz yok, işitilmedik söz çok.
    • Söz uçar, yazı kalır.
    • Bilenle bilmeyen bir olmaz.
    • Lafla peynir gemisi yürümez.
  • Soru

    “Aydın sınıfı” içinde yer alıyordu Oğuz Atay ve o sınıfın derinlemesine tahlilini yapıyordu. Biraz karamsarlık, biraz acı, çokça güldürü… aydınsı bir tahlil işte. Tüm romanlarının, öykülerinin ve oyunlarının ana konusunu bu meselenin oluşturduğu söylenebilir. Öylesine bir irdelemedir ki bu, sonunda ortaya hiç de küçümsenmeyecek boyutta bir “aydınlar destanı” çıkmıştır. Hatta bir “aydınlar marşı” değilse bile, “Tutmuş Şarkılar”ı yazmıştır Oğuz Atay. Durum bu noktada çatallaşmaktadır işte. Bütün bunları okuyan “aydınlar”, birdenbire billur bir boy aynasında çırılçıplak buluverirler kendilerini. Korkunç bir durum canım, utanç verici. Üstüne üstlük, sahnenin ortalık yerine öyle durup dururken pat diye düşüveren bu mühendis bozması çok da iyi yazmıyor muydu sizce? Alın bakalım.
    Bu parçadan yazar ve eserleriyle ilgili aşağıdakilerin hangisi çıkarılamaz?

    • Aydın sınıfının derinlemesine anlatıldığı
    • Romanlarının destansı özellikler taşıdığı
    • Karamsar ve güldürücü irdelemelerin yaptığı
    • Romanlarının eleştirmenlerce alaya alındığı
    • Farklı türde yazdığı eserlerde, trajikomik bir yaklaşımla benzer konuları ele aldığı
  • Soru

    Bana göre ‘Tutunamayanlar’ bir küçük burjuva krizinin, mühendis olmanın, salon yaşamının, bir kadınla iki çocuğun sorumluğunu almanın hikâyesi. Bunda bir sorun yok, bir Flaubert bu malzemeden büyük bir roman çıkarabilirdi. Ama Atay, Flaubert değil, çok etkilendiği modernistlerden biri de değil, her şeyden önce de ‘kendisi’ değil. Başkahramanına ‘Özben’ soyadını vermiş, ama içinde romanın arkasında elle tutulabilir bir ‘benlik’, yazarın anlattıklarını gerçekten görüp yaşadığı duygusu yok. Daha çok, bunları bir yerlerden duymuş, öğrenmiş, doğru olanın dünyaya böyle bakmak olduğuna karar vermiş gibi… Tezer Özlü’nün benzer krizlerden yola çıkarak yazdıklarını severek okumama rağmen Atay gözüme sığ ve yapay görünüyor. Türkiye’de onca insanın başucu kitabı olan bir roman neden benim için neredeyse itici? Atay adını duyduğumda okur hatta insan olarak bende bir eksiklik olabileceği kuşkusuna kapılmadan edemiyorum.
    Bu parçada Oğuz Atay ve Tutunamayanlar romanıyla ilgili aşağıdakilerin hangisinden söz edilmemiştir?

    • Romanda anlatılanların yaşanmışlık izlenimi vermekten uzak oluşundan
    • Atay’ın modernist anlayıştan etkilenmiş olsa da modernist sayılamayacağından
    • Tutunamayanlar’ın birçok insan tarafından başucu kitabı yapıldığından
    • Romanın ana kahramanının “Özben” soyadını hak etmediğinden
    • Yazarın; öğrenilmiş birtakım bilgilerle geliştirdiği bir bakışla eserini kaleme aldığından
  • Soru

    Bilim uzun ve çetin bir yoldur çocuklar. Bilimi yarı yolda bırakmayın, olur mu çocuklar? Oppenheimer gibi hissediyorsanız; bırakın yüksek binaları başkası yapsın, büyük barajlarda başkası çalışsın. Bazılarına çok uzaklardan bile görülebilen yüksek yapılar kurmak çekici gelecektir. Bırakınız bu işleri öyleleri yapsın. Bazıları da insanları çalıştırmak, büyük teşebbüsleri idare etmek ihtirası ile yanarak kuvvetli olmak isteyeceklerdir. Bırakınız, parayla da onlar uğraşsın. Sizin kuvvetli olmak gibi bir derdiniz yoksa; siz de Leonardo Da Vinci gibi ‘Kuvvet nedir?’ diye merak ediyorsanız buyrun, sizleri mekanik kürsüsüne beklerim. Çünkü bazılarına göre ‘Kuvvet’ para ile organizasyonun çarpımına eşittir; bize göre ise kuvvet ivme ve kütleyi ilgilendiren bir büyüklüktür. Bu iki formülü birbiriyle karıştırmayın, olur mu çocuklar? Kürsü ile ticarethaneyi birbirine karıştırmayın.
    Bu parçada, sözü edilen yazarın değindiği konular arasında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

    • Ticarethane ile kürsünün birbiriyle karıştırılmaması gerektiğini belirtme
    • Bilimin zor ve çetrefilli bir yol olduğuna değinme
    • Kuvveti merak edenleri kürsüye davet etme
    • Bazılarına göre kuvvetin para ile organizasyonun çarpımına eşit olduğunu söyleme
    • Bilimi, sadece kuvvetli bilim insanlarının geliştirebileceğini belirtme
  • Soru

    Küçük yaşta, akranları arasında önder olması, onun aşağılık duygusundan kurtulmasına yardımcı olduysa da manevi açıdan kaçınılmaz bir fakirliğe sürükledi onu. Bu arada, Ahmet Mithat Efendi gibi, kısa bir süre için de olsa, okuyucularımızdan izin alarak mevzumuzu bir yana bırakmamıza rağmen, bize bu fırsatı verenlere, bu arada bu satırların yazarına, ayrıca bizzat katılamayarak yarı yolda kalanlara, bilhassa teşekkür ederiz. Turgut, yukarıda zikredildiği gibi, kısa pantolonlu yaşantısının bu erken başarısına kapıldı; ondan sonra da her davranışında, Borjiya gibi ‘Zafer veya hiç’ düsturuna sadık kaldı. Bu orman yasasını, üniversite kapıcısının o sırada başka bir yere bakmasından faydalanarak mukaddes camiamızın içine de soktu. Evet beyler! Bunu aramıza sokan Turgut’tur.
    Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • Duyular arası aktarım yapılmıştır.
    • Konuşma havası içinde yazılmıştır.
    • Devrik cümleye yer verilmiştir.
    • Benzetmeye yer verilmiştir
    • Ara cümlelere sıkça yer verilmiştir.
  • Soru

    Osman Erkan üçüncü şiir kitabını sessiz sedasız çıkaran kendine özgü bir şair. Özellikle de son kitabı “Dil Taşı“ ile kendinden epeyce söz ettireceğe benziyor. Çünkü bahse konu kitap, onun kendine has algısının ürünü. Bu nedenle bir önceki kitabı “Bende Hüzün Şeker Nasıl Öyle“ye göre bu son kitabın daha çekici olduğunu söyleyebiliriz.
    Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • Karşılaştırmaya başvurulmuştur.
    • Öznel ifadelerden yararlınılmıştır.
    • Benzetme söz konusudur.
    • Tekrar grubuna yer verilmiştir
    • Farklı türde cümleler kullanılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir